“DEĞİŞEN DÜNYA VE İSLAM SEMPOZYUMU”

21.  Yüzyılın ilk çeyreğinde değişen bir dünya ve değişen bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Bu büyük değişime hep birlikte şahitlik etmekteyiz.
Bir kriz ve kaos döneminden geçmekteyiz. 20.Yüzyılın başında emperyalist devletler tarafından açılan parantez kapanmaktadır. İslam dünyasını parçalayan, bölen ve Müslümanları birbirine düşman kılan Sykes-Picot Sözleşmesine dayanan düzen miadını tamamlamış görünmektedir. Coğrafyamıza kondurulan gayrimeşru gecekondu devletlerde yaşanan diriliş, direniş ve devrim hareketleri, emperyalist güçleri ve kukla rejimleri derinden etkilemekte ve insanlığa yeni bir dirilişi muştulamaktadır. Bu devrimlere ‘Batı’nın ya da ABD’nin oyunudur’ demek, tarihsel süreci doğru okuyamamak ve bu güçleri kadir-i mutlak görmek anlamına gelmektedir. Unutmamak gerekir ki büyük güçler(!) engelleyemedikleri değişimleri yönlendirmeye çalışırlar. Yaşanan da budur. Bu dönemde yaşayabileceğimiz kısa vadeli başarısızlıklar uzun süreli hedeflerimize ulaşmamızı engelleyemeyecektir.
Bu değişim süreci bilinç ve basiret üzerine bina edilmiş mücadelelerden geçecektir. Ortaya çıkan bir gerçek var: Batı merkezli dünya sistemi insanlığa refah ve fayda değil;  kaos ve zulüm getirmiştir.
Modern devletler sahip oldukları imkânları -daha özelde medya ve iletişim aygıtlarını- bir savaş aracı olarak kullanmaktadır. Bu yöntemlerle yeni zihin kodlarımız oluşturulmaya çalışılmakta travmatik bir yenilgi psikolojisine sürüklenmemiz istenilmektedir.
20. yüzyılda dizayn edilen yönetimler çatırdamakta, Hak ve halktan uzak iktidarlar devrilmektedir. Aslında yaşadığımız bu kriz, siyasi olmakla birlikte daha çok düşünsel bir krizdir. Bu krizin çözümünü farklı yapı ve odaklarda değil; kendi değerlerimiz ve topraklarımızda aramalıyız.
Artık yeni bir ihya ve inşa dönemindeyiz. Değişim kaçınılmazdır ve değişim; yıkım değil yeni bir başlangıçtır. Tarihteki en büyük değişim ve gelişim süreçleri büyük kaosların, acı ve gözyaşlarının ardından yaşanmıştır. Bu süreç yeni çözümleri de bünyesinde barındırmaktadır. Unutulmamalıdır ki değişim zordur ve bedel ister. Değişimin öncüsü olmak en çok Müslümanlara yaraşır.
Toplumsal iradeye dayanmayan hiçbir değişim meşru değildir. Elçiler, mesajlarını gönderildikleri toplumun diliyle ulaştırmışlardır. Bize düşen ise sözümüzü söyleyeceğimiz topluma o toplumun diliyle gitmek ve onlarla iletişimimizi kuvvetlendirmektir.
Ezilen, zulüm gören bir milletin haklarına kavuşması için mücadele etmek, inanç değerlerimizin bizlere yüklediği bir sorumluluktur. Kuru diplomasinin dilini kullanan değil gönülden gönüle konuşan  Müslümanlar çözümün merkezi olmalıdır.
Bugünü anlamak için geçmişe bakmalıyız. Çünkü geçmişe bakarak anlar, geleceğe bakarak yaşarız. Eski ve yeniyi çatıştırmadan, yeni sorunlara yeni çözümler önererek hikmet eksenli hareket etmeliyiz. Büyük ve küresel düşünmeliyiz. Geleceğe yönelik tasavvuru olmayanlar bugünü dönüştüremez, geleceği de şekillendiremez.
Değişmez olan ilkelerdir. İnsanlar ve kurdukları sistemler geçicidir. Bu anlamda bugün insanlığı kuşatan kapitalizm, siyasal alanda dayatılan demokrasi ve ulus devlet anlayışı yerine daha adil çözümler sunabiliriz. Geçmişte Müslüman toplumlar insanlığı adalet ve merhamet iklimiyle buluşturmuşlardı. Bugün de bu buluşmayı yeniden sağlayabilirler.
Bütün insanlığın kurtuluşu olmayan hiçbir şey, bizim de kurtuluşumuz olmayacaktır. Bu çerçevede nebevi misyon başkasının dertleriyle dertlenebilmektir. İslam’ın sabitelerinden sapmadan yenilikleri takip etmeli ve değişimin öncüsü olabilmeliyiz. İslam’ın en önemli değişmezlerinden biri de ‘sürekli hareket’ halinde olmaktır.
Din ilahidir, değişmez. Dini yorum ise içtihada bağlıdır ve değişkendir. Bu anlamda dinin kendisi ile dini yorumu birbirinden ayırt etmeliyiz. İslam’ın tabiliğini bozan, aşırıya kaçan siyasal bir dilin kullanımı doğru değildir.
Müslümanlar farklı dini anlayış ve yorumlara sahip olabilirler. Bu, ümmetin birliğine halel getirmez.  İslam dünyasının birliğini yeniden tesis edebiliriz. Bunun için kapsayıcı ve çağdaş bir sisteme ihtiyaç vardır. Dünyanın neresinde olursa olsun kendisini İslam ailesinden sayanlar, birbirinin düşmanı değil kardeşleridir. Müslümanlar olarak bu hedefi hemen gerçekleştiremesek de görece iyiye sahip çıkmalıyız. Başarı odaklı değil istikamet üzere olmalı, kardeşlik hukukuna riayet etmeliyiz.
İslam ümmetinin yeniden inşasında ve ulusal-küresel zulüm sistemlerinin sona erdirilmesinde ‘Yeni Türkiye’ stratejik bir konumda bulunmaktadır. 2007’den itibaren yaşadığımız süreç Yeni Türkiye’nin böyle bir ufka sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum aynı zamanda Türkiye’yi küresel güçlerin hedefi haline de getirmiştir. Gezi Parkı olayları bu emperyalist saldırılardan biridir ve bu türden girişimlerin devam edeceği de anlaşılmaktadır.
İnandığı değerler üzerinde yürüyecek olan Yeni Türkiye’de, gençler ve kadınlar büyük rol alacaktır. Kadınları ve gençleri ihmal eden hiçbir tutum ve hareket başarıya ulaşamaz.
Dünyayı değiştirme ufkuna sahip olan herkes gençtir. Gençlik bir dönemin adı değil bizi geleceğe taşıyacak bir ruhtur. Kendine güvenen, araştıran, üreten, duyarlı, inançlı, zaman ve mekâna yön verme gücünü hisseden örgütlü bir gençlik yeni Türkiye’nin en büyük sermayesidir.
Örgütlü değilseniz özgür değilsiniz, sadece kalabalıksınız. Özgürlüğümüzün teminatı örgütlülüğümüzdür.
Denetim ve disiplin toplumundan çıkıp özgürlük toplumuna geçmek gerekir. 21. yüzyılın ihtiyacı özgür toplumlardır. Özgürlüğünü İslam’dan almayanlar merhametli olamazlar. Bu yüzden Yeni Türkiye’yi  inşa edenler adalet ve merhameti merkeze almalıdırlar. Bu adalet ve merhamet ikliminin oluşmasında sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluklar düşmektedir. Sivil toplum kuruluşları, içinde yaşadığı topluma can verdikçe yaşayabilir. Gelinen süreci daha ileri taşımak için, farklılıklar içinde bir arada yaşama konusunda sivil hareketlere önemli görevler düşmektedir.
Bir sivil hareket olan Anadolu Platformu kadim, modernite, küreselleşme süreçlerinden geçen bu tarihi misyonun icrasında hiçbir fedakârlıktan kaçınmamış ve kaçınmayacaktır. Sekizincisini gerçekleştirdiğimiz Anadolu Buluşması bu sorumluluğun ve inancın göstergesidir. Çağın idrakini doğru okuyarak daima İslam’ın sabiteleri üzerinden bir yenilenme hali içerisinde olan Anadolu Platformu, Yeni Türkiye’nin inşasında sorumluluk almaktan kaçınmayacaktır. Toplumsal ve siyasal sorunların çözümünde aktif rol alacak, hayatın içinden âlimler, entelektüeller, liderler için bir ocak olmaya devam edecektir. Hedefimiz göz aydınlığı, yüz akı olan yeni nesillerin inşası ve tüm arzın imarıdır. Mücadelemiz onur, erdem ve adalet mücadelesi olacaktır.

Anadolu Eğitim ve
Davet Gönüllüleri Platformu